oncelikler-listende-kacinci-siradasin-i

Uzun,upuzun bir yolculuğa çıktım ben.

Kendini bulma yolculuğuna.

Sonunda da kendimi kazanmaya…

Başlangıçta içinde bulunduğum ruh hali tam bir labirenti andırıyordu. Karşıdan bakınca bile çıkmazlarıyla korkutan, içindeyken de beni boğan, küçücük bırakan ve hatta vazgeçirip bir köşeye sindiren bir labirent.

Bir gün psikolojik danışmanlık aldığım kişiye yılbaşı çekilişinde büyük ikramiye bana çıkarsa kimlere ne alacağımla ilgili yaptığım listeyi göstermiştim. Onunla bu listeyi paylaşmaktaki amacım, insanların bana ikramiye çıkarsa gerçekten onların istedikleri şeyi alacağıma olan inançları ve bana olan güvenleriydi. Oysa danışmanım bana sadece bir soru sordu: “Kendiniz için bu listeye ne yazdınız?” Duyar duymaz nefesim kesildi, ne diyeceğimi nasıl açıklayacağımı düşündüm, çünkü cevabım “Hiçbir şey” idi. Evet, kocaman bir liste yapmıştım ve bu listede kendim için ufacık bir hediyem bile yoktu. O anda kendim için bir şeyler yapmaya karar verdim ve bireysel gelişim eğitimlerini araştırmaya başladım. Sonra Kuraldışı sitesinde gördüm o ilk eğitimimin vurucu cümlesini; “Öncelikler listende kaçıncı sıradasın?” İşte benim için gerekli olan şey buydu. Çünkü bırakın listede sıralamaya girmeyi, listeye bile girememiştim.

oncelikler-listende-kacinci-siradasin-ii

Böylelikle kaydoldum Özsaygı eğitimine. Önce bana labirentin sonundaki ışığa ulaşmanın tek yolunun “kendin olmak” olduğunu söylediler. Oysa zaten kendimi yaşıyordum ve kendimdeydim ki ben. Hep başkalarının hataları yüzünden ve karşı koyamadığım türlü türlü sebeplerden düşmüştüm bu ruh haline. O yüzden de bu labirent ruh halimin çıkmazından “kendim” olup çıkmak saçma gelmişti ilk başlarda.
Sonra yola çıktığım andan itibaren hep ezber bozan haller yaşadım. Daha önceden bildiğim, öğrendiğim, hatta uyguladığım şeylerden yaptığım kaleler bir bir yıkıldı. En çok da güvendiğim birçok kelimenin içini nasıl boş bıraktığımı ya da yanlış anlamlarla nasıl doldurduğumu fark ettim.

Ben kendime göre “sevgi pıtırcığı” biriydim. Herkesi severdim. İşte ilk öğrendiğim bu sevgi dolu halimin sahteliği oldu. Çünkü öğrendim ki bir insan ancak kendisi kadar sevebilirdi bir başkasını. O zaman benim o herkesi sevme hallerim de düpedüz yalandı çünkü ben kendimi sevmiyordum. Herkesi seviyorum diye yaptığım tüm hareketlerse aslında insanların beni sevme ihtimallerinin beklentisiyle ortalıkta çırpınmaktan başka bir şey değildi.

Kendin olmanın özüne ulaşmak olduğunu, ancak o zaman gördüğün halini sevince, insanlara da özden verebileceğini öğrendim. Sevgim de gerçek oldu, fedakârlıklarım da beklentisiz özveriye dönüştü.

Bunları yazmak şimdi kolay gelebilir ama süreci yaşamak hiç de öyle olmadı. Her katıldığım eğitimde farkındalık yaşadığım her durumda şaşırdım, uykularım kaçtı, üzüldüm, ağladım. Hem de çok ağladım. Bazen hıçkırıklarım boğazımda düğümlendi, bazen gözyaşımla yol buldu aktı. Bazen de haykırış oldu yüreğimden kopan, yumruk oldu yastıklara vurulan, hatta bazen yorganları dişledim hıncımdan.
Ama oldu sonunda. Sonunda kaçtığım kendimle yüzleştim ve sevdim kendimi. Hatalarıma rağmen ve tekrar hata yapma hakkı da tanıyarak üstelik. Özgürlüğün arkasına sığınıp sorumsuzca davranan, her şeye atlayan deli cesaretine sahip olan kadın gitti, yerine asıl özgürlüğün kendi öz sorumluluğunu almak olduğunu bilen ve aklıyla cesaretinin güçlerini birleştiren bir kadın geldi; kendi değerini bilen ve bağımlı değil bağlı ilişkiler kurabilen bir kadın.

Kuraldışı, tıpkı kendini gerçekleştiren kehanet gibi, başlangıçta oldukça ütopik gelen söylemini gerçekleştirdi ve bana beni kazandırdı. Yaşam Okulu’ndan mezun olduğum şu günlerde, hayatımın hiçbir döneminde hissetmediğim kadar havalarda hissediyorum kendimi. Daha önce zaman zaman kanatlandığım hallerim olmuştu ama kanatlarımın zayıflığından ya erken düştüm ya da ökselerden kurtulmayı başaramadığım için uçamadım bile. Şimdi gerçekten havadayım ve kanatlarım daha güçlü. Hatta yerde kaldığım zamanlar için bacaklarımı da güçlendirdim üstelik.
Benim için bu yolculuğun başındaki en çarpıcı cümle Nil’in “Gelişmeyen insan geriler” cümlesiydi. İşte bu cümleyle açıldı zihnimdeki tüm kapılar tek tek. Şimdilerde ise her gün düşünüp anlamını güçlendirdiğim bir cümle oldu bu. Anladım ki bu yolculukta durmak yok. Çünkü durdun mu bil ki geri gidiyorsun aslında.

 

O yüzden şu an tıpkı bir ip cambazı gibi hissediyorum kendimi. Hem havadayım, hem de ayaklarım yere basıyor. Ve bu iki hali de korumak için hep anda kalmalı ve dengede durmalıyım.

Sonuç olarak yazımın başladığı yerdeyim.

Uzun, upuzun bir yolculuğa çıktım ben.

Kendini bulma yolculuğuna…

Sonunda da kendimi kazanmaya…

Deniz Yalazan