Bireyin İmposter Sendromu’nun temelinde yatan ana nedenlerden biri düşük özsaygı, kendine inanç ve özgüven ile ilgili olabilir. İmposterin tüm varlık nedeni yeterince iyi olduğunuzu hissetmemenizdir; bu sonuca yol açan, düşük kendine inanç ile güven yoksunluğudur.

Bu yeterince iyi olmama hissi (ne ya da kimin için?) çoğunlukla çocukluktan kaynaklanır ve “ana inanç” olarak içselleştirilir. Bunlar kendimize ilişkin, başkalarından öğrenip bilinçsizce doğamızın parçası kıldığımız inanç ve değerlerdir.

ÖZSAYGI, ÖZGÜVEN VE KENDİNE İNANÇ ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Kendine güven, ne yapabileceğimiz ve nede iyi olduğumuza dair hissimizle ilişkilidir. Kendine inanç, kendimize ilişkin neyin gerçek olduğuyla ilişkilidir. Özsaygı, kendimizi benliğimizin belirli unsurlarından çok bir bütün olarak görme şeklimizle ilişkilidir. Ne kadar onay, kabul ya da değer gördüğümüze işaret eder. Düşük özsaygı kendimiz konusunda olumsuz düşündüğümüz anlamına gelir.

Sözgelimi bir 100 metre koşu yarışını kazanma becerime ilişkin kendime güvenim düşük olabilir.
Koşu konusunda pek iyi olmadığıma inanıyor olabilirim. Bu benim özsaygımı etkilemeyebilir. Kendime ilişkin olumlu düşünceler beslemeyi sürdürebilir ve koşu becerimin (ya da bu konudaki beceri yoksunluğumun) duyarlı, yetenekli ya da değerli bir kişi oluşumu etkilemediğini görebilirim.

Öte yandan, eğer koşabilmenin özdeğerim için elzem olduğu düşüncesindeysem bu özsaygımı etkileyebilir. Belki kimliğim hızlı koşu becerimle yakından ilişkilidir, belki eski bir sporcuyumdur. Bu durumda bir yarışı kazanamamak bana kendimi değersiz hissettirebilir, dolayısıyla özsaygımı etkileyebilir.

Özsaygı iki bölümden oluşur; oldukça istikrarlı olan “toplu” ya da “niteliksel özsaygı” ve yaşanan anda geçerli olan koşullara göre değişebilen “durumsal özsaygı.” Dolayısıyla özsaygım kendimi kendime ilişkin genellikle iyi hissedişimle yüksektir ama sözgelimi partilere gittiğimde bu özel durumda kendime ilişkin kendimi iyi hissetmeyişimle düşük olabilir.

* * *

Herkesin zaman zaman kendinden kuşku duyması ve özgüven yoksunluğu yaşaması elbette normaldir. Aslında aşırı güven de bir sorun olarak görülür hatta bir ismi bile vardır: Bilgisizlik ya da beceriksizliğinizi sürekli olarak görememe ya da görmek istememe durumunu tanımlayan bilişsel ya da zihinsel üstünlük önyargısı anlamındaki Dunning-Kruger etkisi.

Fakat düşük özsaygı sağlıklı bir durum değildir. Çoğunlukla aşağılık duygusuna, umutsuzluk, keder ve depresyona yol açar hatta intihara yatkınlık bile yaratabilir. İmposter Sendromu ile yakın ilişkisi de gösterilmiştir.

Özsaygı-İmposter Sendromu döngüsü apaçıktır. Kendinize ilişkin olumsuz bir görüşünüz varsa yaptığınız herhangi bir şeyin yeterince iyi olduğunu düşünmezsiniz. Tersine ilişkin kanıtlar söz konusuysa bir bilişsel uyumsuzluk durumuna düşer, kendinize ilişkin çelişik iki inanç arasında kalırsınız. Bu rahatsız edici duyguyu ortadan kaldırmak için algılarınızdan (ya da inançlarınızdan) birini değiştirmeniz gerekir. Ya “yeterince iyi olmadığınıza” dair temel inancınızı ya da yeterince iyi olduğunuza dair kanıtınız olduğu algısını değiştirebilirsiniz. Temel inançların değişmesi son derece güçtür, dolayısıyla genellikle “yeterince iyi olduğumun kanıtı var” algısı yerine “kanıt inanılır gibi değil” düşüncesini koymak daha kolaydır. Bu, Birinci Bölüm’de ana hatlarıyla ele aldığımız türden, “Bunu sadece şans eseri başardım; aslında ben bir sahtekârım” benzeri düşünme gibi imposter davranışlarına bağlı olarak gerçekleşebilir.

Fakat eğer İmposter Sendromu kısmen düşük özsaygıdan kaynaklanıyorsa, düşük özsaygıya ne yol açar? “Yeterince iyi olmama” temel inancının gelişimi için birçok neden öne sürülebilir. Bunlar arasında:

  • Onaylamayan ebeveyn ya da otorite figürleri
  • Aşırı kontrolcü ebeveyn
  • Kişinin bakımından sorumlu olanların dikkatinden yoksun olmak
  • Zorbalığa maruz kalmak
  • Düşük eğitim başarısı
  • Olumsuz bir şekilde başkalarıyla kıyaslanmak