Panik atağa ve panik bozukluğa neden olmak üzere birlikte hareket eden birkaç faktör vardır. Bu faktörlerin birleşimi kişiden kişiye değişiklik gösterir. Ancak, bir araya geldiğinde gittikçe kuvvetlenerek panik yaratan, kabaca üç tip faktörden oluşan bir zincir düşünmek mümkündür.

  • Birincisi, bazı insanlar yapıları (yaradılışları) itibarıyla veya hayatlarının ilk döneminde yaşadıkları deneyimlerin bir sonucu olarak hassastır.
  • Sonra ani bir panik atağa yol açan anlık stresler veya tetikleyiciler vardır.
  • Son olarak, genellikle panik atakların daha kötüleştiği veya daha sıklaştığı bir kısır döngüye yol açarak bu süreci devam ettiren birtakım etkiler (süreğenleştiren faktörler) vardır.

Bu bölümde bu hassaslığın, tetikleyicinin ve süreğenleştiren faktörlerin hâlihazırda nasıl anlaşıldığı ana hatlarıyla özetlenecektir.

Panik atağa ve agorafobiye karşı hassasiyet

Panik atak ve agorafobi geliştirmek konusunda bazı insanlar diğerlerinden daha mı hassastır? Kesinlikle bazılarımızı daha büyük bir riske atan fiziksel, psikolojik ve sosyal faktörler var gibi görünüyor. Bu faktörlerden kimileri hayatın ilk evreleriyle, kimileri de erişkinlik dönemiyle bağlantılıdır.

Hayatın ilk evrelerindeki risk faktörleri

 Küçükken karanlıktan çok korkardım. Yalnız kalmaktan nefret ederdim ve kaçırılacağımdan endişelenirdim. Eğer annem babam dışarıdaysa bir kazada öleceklerini veya saldırıya uğrayacaklarını düşünürdüm. Bu düşünceler kendimi çok güvensiz hissetmeme neden olurdu.

Paul

Bazı durumlardan (ama hepsinde değil) panik bozukluk aile bazında görülür. Bu genetik mirasla ve/veya aile ilişkilerinin doğasıyla –sevgilerini açıkça göstermeleri veya soğuk olmaları, destekleyici veya talepkâr olmaları gibi- ilgili olabilir. Tek yumurta ikizlerinde benzer seviyede bir “daimi kaygı” –yani, yaradılıştan gelen bir endişelenme veya gergin olma eğilimi- görülür ki bu da, bir ölçüde, panik gibi semptomlar geliştirme eğilimimizi miras aldığımızı göstermektedir. Agorafobisi olan pek çok insan biraz soğuk ve destekleyici olmayan bir aile ortamları olduğunu belirtiyor. Sonradan panik bozukluğa maruz olan bazı çocuklar, hayatlarının erken döneminde onları yapışkan ve güvensiz yapan, yalnız kalmaktan korkmalarını ve bazen okula bile gitmeyi istememelerini sağlayan, yüksek seviyelerde “ayrılık kaygısı” yaşamıştır. Kuşkusuz, çocuklarla ebeveynleri arasındaki etkileşimler her zaman karmaşıktır ve birini veya diğerini kaygı yaratmakla suçlamamak önemlidir. Mesela, çocuğun kendini güvensiz hissetmesine ebeveynlerin aşırı korumacılığının mı neden olduğundan, yoksa bazı kaygılı çocukların daha çok talepte bulunduğu ve ebeveynlerinden gördükleri ilginin onları daha az mı doyurduğundan emin olmak zordur.

Hayatlarının erken dönemlerinde sarsıcı olaylara, tacize ve travmaya maruz kalan çocukların büyüdükçe panik bozukluğa yakalanma riskleri artıyor gibi görünmektedir. Aslında, bu tür deneyimler çocukları yetişkinliklerinde, panik bozukluğun bunlardan sadece biri olduğu çok çeşitli duygusal sıkıntılara karşı hassaslaştırmaktadır. Ne var ki bazı olaylar daha sonraki panik semptomları açısından özellikle önemli olabilir: mesela, hayatın erken bir evresinde nefes almakta zorlanmaya neden olan olaylar (örneğin, suda boğulma, tıkanma, şiddetli astım krizleri gibi) sinir sistemini kandaki gaz seviyelerindeki değişikliklere karşı duyarlı kılabilir. Eğer bu tür bir deneyim yaşamış biri sonraki hayatında kaygılı olur veya aşırı heyecanlanırsa, tam anlamıyla panik atak yaşama ihtimali daha yüksektir.

Hayatın sonraki dönemlerindeki faktörler

Psikolojik faktörler

Neden kendimi kontrol edemiyorum? Belki de dışarı çıkmaktan hepten vazgeçmeliyim. Böylece o korkunç krizleri artık yaşamamayı garantiye alabilirim. Bu krizlerden birini geçirirken korkunç bir şey olacağından eminim. Hayatım tamamen kontrolüm dışında gibi görünüyor.

Walter

Panik atak geçirmeye yatkın insanlar çoğunlukla belli şekillerde düşünürler. Genellikle bedensel duyumsamaları (hızlı kalp atışı gibi) bir felaket gibi yorumlayarak hemen kalp krizi geçirdikleri sonucuna varmaları daha olasıdır. Çoğu insan gerçek dışı korkulara daha olumlu ve rahatlatıcı düşüncelerle (“Göğsümün altındaki bu hafif sancı muhtemelen hazımsızlıktandır”) karşı koyabilir. Öte yandan, felaket gibi yorumlama eğiliminde olanlar hayatlarını ya da çevrelerindeki dünyayı kontrol edemediklerine inanma eğilimindedirler. Hemen sorunların halledilemeyecek kadar büyük ve çözme kapasitelerinin ötesinde olduğu düşüncesine kapılırlar. Bu da gerçek hayatta sorunlarla karşılaştıkları zaman kaygılanma veya strese girme olasılıklarının daha fazla olduğu anlamına gelir. Olumsuz düşünme tarzı, çocuğa yeterince güven verilmemiş veya güven geliştirmesi için yeterince teşvik edilmemiş bir aile ortamından kaynaklanabilir. Veya yine, hassas bir kişinin hayatının erken dönemlerinde ailesinde büyük bir parçalanmaya veya başka bir şiddetli travmaya maruz kalmasıyla yerleşebilir. Bu tür olaylar yaşandıkları sırada çoğunlukla kontrol edilemez gibi görünür ve hayatın kaygı verecek kerte öngörülemez ve sorunları çözmenin imkânsız olduğu duygusuna yol açar.

Bu tür olumsuz düşünme stresin üstesinden gelme şeklinizi etkileyebilir. Farklı insanların stresle veya stresli durumlarla baş etmek için farklı yolları vardır. Bazı yöntemler diğerlerinden daha yararlıdır ve benzer durumlarda bazıları diğerlerinden daha iyi baş eder. Başa çıkma yöntemleri genellikle öğrenilir ve tekrar tekrar kullanılarak bir alışkanlık haline gelir. Çocuklar stresle baş etme yollarını genellikle etraflarındaki insanlardan –anne babalarından, öğretmenlerden ve arkadaşlarından- öğrenirler.

Bazı olumsuz baş etme yolları şunlardır:

  • Engellerle karşılaştığınızda vazgeçmek veya hüsrana uğramak;
  • Rahatsızlık veren durumlardan kaçınmak;
  • İstediğinizi hemen yapamadığınız zaman gerilmek ve asabileşmek;
  • Başkalarının yardımına çok fazla bel bağlamak;
  • Hoş olmayan duyguları bastırmak için aşırı miktarda alkol veya uyuşturucu kullanmak.

 

Eğer kolay kaygıya kapılan biriyseniz bu tür olumsuz baş etme yolları aslında semptomları daha da kötüleştirebilir. Eski baş etme alışkanlıklarınızı bırakmak ve yeni ve daha faydalı olanlarını öğrenmek zor olabilir ve çok pratik yapmayı gerektirir.