“Söz”, kısa ve öz.

S-Ö-Z işte.

Anlamsız mı geldi tek başına?

Olduramadı mı kafanda bir mana?

Korkak hissedermiş özünde kendini Söz, tek başına çıplak.

“Anlamsızım, amaçsız, hatta beceriksizim, tek başıma hiçbir şey ifade etmiyorum” diye yer bitirirmiş kendini, oysa bilmezmiş ki geminin kaptanı; hisler onunla bulur lafzını.

Ama Söz bakmazmış hislere; büyük anlamlar yüklemesi yetermiş kendince.

Bir de Söz hep başkalarına ihtiyacı olduğunu düşünürmüş; muhtaçmış neredeyse.

Yoksa nasıl anlatırmış derdini? Eeeeen BÜYÜK KORKUSU!!!

Ya bir de anlaşılmazsa?

Ama Söz tek başına neyi anlatabilir ki?

“Başkası olmadan ben neyim ki; “doğru” olmadan doğru söz nasıl anlatılabilir ki?”

Peki, var mıdır Söz’ün başkasına ihtiyacı? Öz ile his ile de anlatılamaz mı bu meret?

Duygular hatta duyular Söz’e tercüman olamaz mı? Bak bakalım nasıl oluyor.

Söz kendini minicik, kısacık hissede dursun aslında öyle etkiler ki insanı.

Gözlerini kapatıp görürsün tınısında sana anlatılanları.

Ben anlatırım sen görürsün; cenneti de görürsün, cehennemi de…

Sen ne gördün sözlerimde?

Bazen de söz öyle güzel kokar ki, anlattığım nefis bir kekin sıcacık kokusu belirir burnunda; yersin belki o kesi gözlerin de kapalıysa.

Peki, her zaman nefis bir tat mı bırakır ağzında?

Keşkeeee…

Yakar, acıtır bazen.

Yılan gibi sokar seni, zehrini akıtır.

“Keşkeler” ile başlayan cümleler kurdurtur sana.

Bazen de tatlı olur; şekerlere boğar seni.

Bal damlar ağzından.

En son ne zaman sözün tatlandırdı ağzını?

Kulağı da etkiler Söz, bilmezsin gerçi.

Ne söylersen onu işitirsin.

Söz’ün çekiciliğine kayıtsız kalamaz kulaklar. Ne derse onu duyarlar.

İyi Söz söylersen daha çok iyileri duyarsın, belki de en iyilerini.

Kötü Söz söylersen kötüleri; en kötülerini duymaya hazır mısın?

Peki, sen en çok hangi Söz’ü işitirsin?

Kalbi de etkiler Söz.

Bazen çarptırır.

Bazen kırar; tuz buz eder.

Bazen heyecanlandırır.

Bazen de karlar yağdırır.

Dokunur işte sana anladığın manada…

Peki, sen bir kalbe en son ne zaman dokundun?

Söz sihirlidir kısaca. Beş duyuna da hitap eden sihirli bir lafız.

Hislerini tercüme eden, anlamlı kılan, sözü söylediğinin hislerinde vücut bulan.

Anlattıkça çoğalan. Nasıl mı?

“Yalan” dedim Bir Söz.

“Yı-la-aaaan” dedim, iki Söz mü? Aslında kaç duygu verdim ise o kadar Söz.

Sakladım mı ardına gerçekleri BOŞ SÖZ.

Öyle demek isterken aslında böyle dedim DANSÖZ.

Sözler, sözcükler bir illüzyon.

Anlamı karşındakinin anladığı kadar; zorlama o yüzden kendini, yükleme manalar; büyütmeye çalışma Söz’ü, elinde patlar.

Bazen SUS! Yalandan daha iyidir belki.

Sadece özüne dön; gör, duy, kokla, tat, hisset sözlerini ve HİSSETTİR sevgiyle…