Her birimiz gerçekten çok özel ve özgün insanlarız. Birçoğumuz varlığımızın en güzel yıllarını; belki de tabulardan, bize ait olmayan öğrenilmiş inançlardan dolayı azap içerisinde geçirdik ya da geçiriyoruz. Bu tabulardan dolayı, aile ve toplum baskısını üzerimizde hissediyor ve bir süre sonra bu katı kuralları kendi doğrularımız olarak kabul ediyoruz. Farkında olmadan kendi kendimizin en büyük düşmanı oluveriyoruz.

Bilinçli bir şekilde kabul etmediğimiz tabuların baskısını her daim hissederek suçluluk ve utanç içerisinde yaşıyoruz; hayatımızı ne istediğimiz gibi yaşayabiliyor ne de tat alabiliyoruz. Kimi zaman bu inanç ve tabular, hayatımızın en güzel doyumunu verebilecek deneyimlerden tamamıyla mahrum kalmamıza dahi sebep olabiliyor. Kendi ceza hâkimimiz olup; bireyselliğimizden, özümüzden ya da özgürlüğümüzden bizi yoksun bırakabilecek türlü türlü cezaları kendimize veriyoruz. Çoğu zaman kendimize karşı çok acımasız olabiliyoruz.

Bu öğrenilmiş inançların yeni inançlarla değiştirilmesi elzemdir. Sadece her birimizin değil, gelecek kuşakların yaşamını da olumlu yönde etkileyebilecek önemdedir. Neden zorunluluk olarak görüyorum? Çünkü bu öğrenilmiş katı inançların hepsi epigenetik yolla kazanılmış bilgilerdir ve gelecek nesillere aktarımı olur. Bu da şuan yaşayan her bir insanın çevresinden öğrendiği bilgilere, kendi taşıdıklarını da ekleyerek kendi çocuklarına aktaracağını kanıtlıyor.

Yaşamımızı biz belirliyoruz. Taşıdığımız inançları yeni inançlarla değiştirdiğimizde, hem kendimize çizdiğimiz yaşam haritamızı, hem de gelecek nesillerin yaşamlarını bütünüyle değiştirebiliriz. Bu güce sahip olmak beni mutlu ve huzurlu kılıyor. Düşünsenize; bize sunulan hayatı çok daha doyumlu, sevgi içerisinde, kendimiz olarak keyifle yaşadığımızı!

Seyhan Aktaş Sarıoğlu