İpek Hanım Çiftliği
www.ipekhanim.com

 

Ben otuzlu yaşların başındayken bir esmer şeker modası yayılmıştı. Hâlâ da bitmiş değil… Ortaya çıktığı ilk gün etiketine göz attıktan sonra, almanın saçma olduğunu düşünmüştüm, bir daha reyonda kafamı çevirip bakmadım bile. Ama çok duydum alanları, kullananları…

Anlatabildiğim kadar anlattım, lüzumsuz olduğunu söyledim; esmer şeker diye alınan şey bildiğiniz şekerin, şekerkamışı melası ile boyanmışı. O kadar… İşin ilginci etiketinde de açık açık yazıyor bu zaten. Ama ne hikmetse normal şekerin dört katı, hatta beş katı fiyatla satılıyor.

Geçenlerde Migros’ta dolanırken şöyle bir elimi attım da baktım ambalajlara; iş abartılmış; ”vitamin ve mineral yönünden zengindir” gibi ibareler eklemiş bazı markalar. Sanki biz çayımıza şeker atarken ya da ne bileyim meyveli gazoz içerken vitamin almayı ya da beslenmeyi planlıyormuşuz gibi.

Sonraki günlerde eş dost arasında pis bir şakaya dönüştü bu ambalaj etiketinde yazanlar.

Plan şu: Bizim çiftlikte sucuk olmaktan son anda kurtarıp kendi nüfusumuza kaydettirdiğimiz bir eşeğimiz var: akıllı, sevimli, özgür ruhlu bir şey. Köyü boydan boya gezip karnı acıkınca bize geliyor, adı Dörtçarpıdört… Madem vitaminli, mineralli etiketler moda olmuş, ben bu eşeğin gübresini alıp bir gıda kontrol laboratuarına götüreyim diyorum. Tahlil ettirip sonucu alayım elime, bir de alımlı çalımlı ambalaj yaptırayım bu gübreye. Yazayım üstüne değerleri; nasıl olsa bu şekerden falan yüksek çıkacak bütün değerler. Hop, market raflarına… Markası da şudur tabii: “Eşeğin b…u”

Bu kadar kaba anlatmak çok uygun olmadı galiba ama ancak böyle becerebildim sanırım anlatmak istediğimi anlatmayı; Affola…

Şekerkamışı şekerini ve mısır şekerini yazmak lazım değil sanırım, onlardan zaten uzak duruyorsunuz; biliyorum.

Kaliteli şeker hangisi? Şekerpancarı şekeri… En doğalı ve en kalitelisi budur. Biz bugüne kadar çiftlikte yaptığımız ürünlerde hep Kayseri Şeker Fabrikası’nın şekerini kullandık. Kızım İpek, babasının kütüğüne dâhil… Yani Yozgat, Boğazlıyan, Kaymakam Kemal Bey Mahallesi… Pek çok akrabamız hâlâ orada yaşıyor; işleri kuşaklardır şekerpancarı yetiştirmek. Yıllar yıllar önce, şekerpancarı kooperatifinin ekâbir üyeleri olan birkaç pancar yetiştiricisi ile birlikte, Kayseri Şeker Fabrikası’na resmen ortaklar çok minik bir pay ile. Kâr dağıtımında alacaklarını da şeker olarak alıyorlar doğrudan. Kamyon dolusu bu şekerlerin büyük çoğunluğunu tüccara satıyorlar, bir miktarını da ben Nazilli’ye getirtiyorum. Fabrikada ustabaşı olarak çalışan akrabalar sayesinde üretimi görmüş kadar biliyoruz.

Basit bir anlatımla şekerpancarı sökülüyor, alım yapılıyor, dev havuzlarda yıkanıyor, bu yıkama aşamalar boyu sürüyor; bıçakla doğranana kadar. Ardından pancar sıcak suya giriyor ve tıpkı çaya atılan şeker gibi içindeki tüm şekeri suya bırakıyor. Ardından merkezkaç kuvveti ve kireçtaşı ile temizleme… Hepsi bu… Memleketin en kaliteli ve en çok rağbet gören şekeri böyle çıkıyor.

Geçtiğimiz haftalarda bir düğün için gittiğim Boğazlıyan’da bir ton dedektiflik yapmama karşın bir hile hurdaya rastlamadım. Hormon vb. yok; ilaçlama, zehir yok; kök bitki olduğundan oldukça dayanıklı zaten. Yalnız şu var: fabrika ekim ayında şeker satışına başlıyor ve tüm stokları en fazla on günde bitiyor. Sonrası hile hurda. Dinlediğim kadarıyla pek çok toptancıda çakma Kayseri Şeker Fabrikası çuvalları varmış. Pancardan yapılmayan şekerler bile bu çuvallara konulup satılabiliyormuş.

Esmer şekere dönersek, normal şeker ile arasındaki en önemli fark, hatta tek fark fiyatı! 100 gram esmer şekerdeki kalori 373, beyaz şekerde 396… Hani diyet için falan kullanıyorsanız aklınızda bulunsun, cebinizden fuzuli para çıkışı dışında bir numarasını göremezsiniz.

Şeker bir lüks aslında; vücudun doğrudan ihtiyacı olmayan bir şey. Mümkün olduğunca kaçının diyeceğim ama fena halde değişen beslenme alışkanlıklarından ötürü kaçmak mümkün değil. En azından doğru düzgün bir şeker kullanın. Küp şekerden hızla vazgeçin, o şekerin öyle küp halinde kalması için tutucu maddeler eklenir içine. Esmer şekerin karamelize bir tat verdiğiniz düşünüyorsanız normal şeker kullandıktan sonra kaşığın ucuyla azıcık pekmez ekleyin tatlılara, aynı tada kavuşursunuz.

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/vitaminli-esmer-esek/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/vitaminli-esmer-esek/" data-text="Vitaminli Esmer Eşek" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/vitaminli-esmer-esek/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>1997 yılında, çok sevdiği Ege’ye yerleşiyor Pınar Kaftancıoğlu. Önce Kuşadası’nda geçen birkaç yıl, ardından Aydın-Nazilli’de bir doğal kaynak suyu fabrikasını işletme, kızının doğumu, işlerin stresinden bunalıp fabrikayı devretme derken otuzlu yaşlarının sonunda emekliliğini ilan ediyor!</p> <p>Nazilli’de anadan kalma bakımsız araziyle birkaç zeytinliğini ıslah edip şu an yaşadığı çiftlik evini inşa ettirmeye karar veriyor. Komşuların yardımıyla yaylalardaki irili ufaklı araziye çekidüzen veriyor. Tarlalar sürülüyor, köydeki ineklerin dışkılarıyla gübreleme yapılıyor, dağ köylerinden hediye gelen fidanlarla tohumlar ekilip dikiliyor.</p> <p>Ve tarlalarda ilk ürünler çıkmaya başlıyor.</p> <p>“Kızım, İpek artık Milupa’nın ‘organik’ etiketli kavanozlarına mahkûm değildi. Kahvaltı masamızda hepsine isim koyduğum ineklerin sütleri ve o sütlerden yaptırdığım peynirler vardı. Ekmeği marketten almıyor, kendi fırınımda yapıyordum. Yumurtalar bahçenin sağından solundan, çoğu zaman da tavuklarımın folluğa çevirdiği ayakkabılıktan toplanıyordu. Zeytinden ve zeytinyağından bol şeyimiz yoktu. Bahçenin orasında burasında kendiliğinden yetişen otların her birinin bir adı olduğunu ve neredeyse hepsinden enfes yemekler yapıldığını öğreniyordum. Yılladır marketten aldığım kırmızı şeylerin, gerçek bir domates ile alakası olmadığını anladım. Havuçlar, marullar, fasulyeler, börülceler&#8230;”</p> <p>İpek Hanım Çiftliği böyle kuruluyor.</p> <span class="et_social_bottom_trigger"></span>
Share This