Neden herkes yalnızken biz bu kadar yalnızız? Son zamanlarda en çok sorduğum soru bu. Çünkü ortaokul çağında kırıntılarını hissettiğim, lise yıllarımda dönem dönem ağır olarak yaşadığım, üniversitemin ilk senesini yoğun olarak kaplayan duygu “Yalnızlık” kavram olarak hiç bu kadar çok karşıma çıkmamıştı. Kendimi yalnızlıkla boğuşurken bile yalnız hissederken meğerse bu duygu hepimizde ne kadar da ortakmış. Bu kadar yalnızken, tek bir samimi paylaşımla kendimizi ve aynı hisle mücadele edenleri aydınlığa çıkarabilirmişiz. Neden hep kendi köşemizde fark edilmeyi bekliyoruz? Herkes aynı anda kendi köşesine çekilirse birbirimizi nasıl buluruz? Bu gerçeği fark ettiğimde kendimize bile bile yaşattığımız bu halüsinasyona inanamadım. Kendime, çevreme ve arkadaşlarıma kuş bakışı baktığımda içinde bulunduğumuz bu durumun ne kadar da gülünç olduğunun farkında vardım.

Farz edin ki her hattı birbiriyle kesişen yollar diyarındayız. Herkes kendi yolunda ilerliyor. Kararlı adımlarla… Hedefe doğru… Fakat sanki başımız öne eğik. Kimseyi görmüyoruz. Daha doğrusu özellikle görmemek istiyoruz dikkatimiz dağılmasın diye. Yanımızdan aşklar, sevgiler, gözyaşları, sevinçler, kederler, hisler geçiyor. Önce hedefimizden sapmamak adına körleştiriyoruz kendimizi bu duygulara sonra da gerçekten de kör oluyoruz. Gönül gözümüz kapanıyor sanki… Dostlarla yollarımız kesişiyor. Bir an için gözümüz açılıyor. Sonra yine dalıyoruz kendi yönümüze. Bırakıyoruz dostlarımızın elini. Kendimizi ve binlerce yolcuyu yalnızlığa mahkum ediyoruz. En kötüsü de bize sevgiyle bakmışlara, yolumuzu tek bir saniye bile olsa samimiyetle paylaştıklarımıza yüzümüzü çevirmek oluyor. Oysa sevmek özeni, özen ise sorumluluğu içinde barındırıyor.

Hayal edin ki her hattı birbiriyle kesişen yollar diyarındayız. Herkes kendi yolunda ilerliyor. Hedeflerimize doğru ilerliyoruz ancak kalplerimiz de bizimle birlikte. Bireylerin ve yolumuzdaki tesadüflerin farkındayız; keyifliyiz. Aşklar, sevgiler, gözyaşları, sevinçler, kederler, bütün duygular bizimle! Algılarımız açık tıpkı kalbimiz gibi… Yollarımız dostlarımızla kesiştiği için şükran doluyuz; çünkü el ele verdiğimizde ışığımız birleşiyor, yolumuz aydınlanıyor. Anlamak, dinlemek, dinlenmek ve anlaşıldığımızı hissetmenin ferah hissi hayatımıza hakim. “Seni Seviyorum” demenin sorumluluğunu aldığımızı dostlarımıza gösterdiğimiz özenle kanıtlıyoruz. Hırslarımızla değil vefa duygumuzla yaklaşıyoruz dostlarımıza. Paylaşıyoruz; paylaştıkça çoğalıyoruz. Ruhlarımıza dokunuyoruz. Böylece ruhumuzu, ilhamımızı, hayatımızı besliyoruz.

Hayat “şimdilerimizden” oluşuyor. Bu yazıyı okuduktan sonra hayat koşturmacanız içerisinde sürekli zihninizin bir köşesine itelediğiniz ve ertelediğiniz bir dostunuzu arayın. Aklınıza ilk gelen kimse onu arayın! Hatta mümkünse yanına koşun; sarılın… Gözlerinin içine bakın ve şöyle deyin: “Yanındayım!”

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/yanindayim/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/yanindayim/" data-text="Yanındayım!" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/yanindayim/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/yanindayim/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/58624_446912001590_4125200_n1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-5790" title="58624_446912001590_4125200_n" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/58624_446912001590_4125200_n1-300x232.jpg" alt="" width="300" height="232" /></a>Billur 1994 yılında hayata gözlerini açtı. Saint-Joseph lisesini severek bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümüne kendi tercihiyle geçiş yaptı. Kendi bölümü biyolojiye ve bilime duyduğu ilginin yanında psikoloji, biyoenerji, psiko-kinesyoloji, bireysel gelişim, felsefe, edebiyat ve resim sanatı gibi alanlarda kendisini merakla geliştiriyor. Bambaşka dünyalara ait gibi gözüken bu alanların özünde gösterdiği paralellikten etkilenerek profesyonel anlamda bilimle spritüelliği barıştırmak istiyor. İlkokul çağında teyzesinin aldığı yarı değerli taşların şifalarını keşfederek başlayan yolculuğunda izlediği fantastik filmlerdeki “sihir”in derinlerde hep gerçek olduğuna inanıyordu. Ortaokul çağında annesinin rehberliğinde hayatına giren Kuantum ve Çekim Yasası kavramlarıyla artık bu “sihir”in gerçek olduğunu biliyor. Bu bilinçle kendisini gelişime cesaretle açarak kendi dünyasını genişletirken Dünya’da fark yaratmak istiyor. “Umut içimizdeki potansiyelin göz kırpışıdır.” sözüyle Nil Gün’den aldığı ilhamla dünyada “bir şeylerin” değişiminin içimizdeki minik umut tohumlarının yeşermesiyle başlayacağına inanıyor. Karanlığın içinde yanan mumları herkese göstermek istiyor. İşte bu yüzden kendi yazılarında “Benim umudum var!” diyor.</p>