İlkokul sıraları. Atatürk Orman Çiftliği’ne bakan yüksek katlı, renkli sitelerde oturuyoruz. Bugün, meğer ne küçükmüş dediğim ancak o günlerde gözüme kocaman gözüken site bahçesinde çığlık çığlığa oyun oynamak en büyük zevkti benim için. Her çocuğun oynamaktan bıkmadığı oyunları oynuyor, oynarken de toprağa bulanıyoruz.  Saklambaç, yakantop, ip atlama vs.

Beşinci sınıftayım. En iyi arkadaşlarımdan biri, Burcu, sitemize yaz aylarında teyzelerinde kalmak üzere geliyor. İki teyzesi var, bekâr, çalışan kadınlar. Büyük olanına teyze, küçüğüne abla derdik. Mahmure Teyze ve Hilal Abla.

Bir gün öğrendim ki sitemizde bir tiyatro kulübü kurma girişimleri var. (Sanırım oyun oynarken çıkardığımız gürültüler, onlarda yaratıcı bir fikir doğurdu, bu çocukları bir odaya tıkalım, görev atayalım, olsun bitsin dediler).  Sitenin tüm çocuklarında bir heyecan, bir heyecan. Her bloğun altında yönetime ait toplantı odası bulunurdu. Çoğu zaman atıl olan bu dairelerden birini kullanmak bizim işimizi görecekti.

Tiyatro oynamaya gönüllü site çocukları olarak Burcu’nun teyzelerinin projesi için bir araya geldik. Site yönetiminden izin alındı, üç aylık yaz dönemi boyunca ikinci bloğun alt katındaki yönetim dairesi kullanılacaktı. Provalara başladık. Mahmure Teyze ile Hilal Abla bize kısa piyesler getiriyor, biz de çalışıyorduk. Gündüz onlar işe gittikleri için biz çocuklar kendi kendimize organize oluyor, sabırsızlıkla akşam iş dönüşü gelip çalışmalarımızı izlemelerini bekliyorduk.

Kendimiz dekor oluşturuyor, evlerden kucak dolusu malzeme taşıyorduk. O günlerdeki heyecanımı size anlatamam. Daha on bir yaşındaydım ama yaptığımız işin büyüklüğüyle kendimi kocaman hissediyordum. Herkes yeteneklerini sergilemek için sabırsızlanıyordu. Özellikle oyunların dağıtımında yaşanan küsüşmeleri şimdi hatırlıyorum da… Niye ben üç piyeste rol alıyorum da o beşinde oluyor? Ne yarış ne yarış.SAYFA-BOLUMU
Kendimi bu hazırlıklara öyle kaptırmıştım ki unuttuğum öğle yemekleri için babamın tekrar eden uyarılarına aldırmadan her fırsatta soluğu tiyatro kulübümüzde alırdım. Hiç seyircimizin olmamasına bile aldırmıyorduk. Provalar en büyük zevkimizdi.

Sadece oyunlara mı hazırlanıyorduk? Elbette hayır. Pazar günleri bir araya gelir, sitemizdeki çöpleri toplar, tek tek daireleri gezer, projelerimizi anlatır, para toplar, topladığımız paraları sitemiz yararına kullanırdık. Hatırlıyorum da sitenin arka tarafında boş olan araziye kadınlar için halı yıkama alanı yaptırmıştık. Bunlarla da sınırlı değildi faaliyetlerimiz. Engelli çocuklar yararına düzenlenen bir organizasyona dâhil etmişti bizi Mahmure Teyze. Bizim tiyatro grubundan ben katılmıştım yarışmacı olarak, şarkı söylemiştim. Nilüfer’den Mor Menekşe! Mikrofonu ağzıma dayayıp, var gücümle şarkıyı söylerken, arkadaşlarımın sesimi kısmam için karşımda gösterdikleri çabayı da hiç unutamam doğrusu! Derece alamamıştık ama ordaydık. Küçücük kalplerimizle kocaman işler başarmaktaydık.

Benim için unutulmaz günlerden biri de Mahmure Teyze ile Hilal Abla’nın, seyirci karşısında oynayacağımız haberini verdikleri andı. Hummalı bir çalışmaya giriştik. Oyunu sergileyeceğimiz yer yine yönetim dairesi olacaktı, dairenin salonu bunun için hazırlanacaktı. Bir ip yardımıyla salon ikiye bölünecek, seyircilerin oturması için sandalyeler temin edilecekti. Bir ip ve ev perdesi bu işi görürdü. Artık tiyatro perdemiz de olmuştu.

Seyircilerimiz site sakinleriydi. Her daire tek tek dolaşıldı, asansör camlarına büyük güne dair yazı asıldı. “Tiyatromuza bekleriz.” Dekor hazırlandı, provalar yapıldı. Artık hazırdık.

Açılış günün ardından site sakinlerine çok kereler daha oyunlar sergiledik. Şanımız öyle yayıldı ki, her defasında izleyici kitlemiz büyüyor, başka sitelerden de iştirakler oluyordu. Daha fazla alkış duyar olduk.SAYFA-BOLUMU
Bir gün Mahmure Teyze yanında tiyatrocu arkadaşıyla geldi tiyatro kulübümüze, Orhan Abi. Ne heyecan vericiydi gerçek bir profesyonelle tanışmak! Oyunlarımızı ona da gösterdik, her birimize geri bildirimler verdi. Elinde gerçek bir tiyatro oyunu vardı ve artık bir adım daha öteye gidecek, uzun bir tiyatro oyunu oynayacaktık. Hiç unutmuyorum Orhan Abi’nin benim için söylediklerini. Yeteneğimin olduğunu, mimik ve jestlerimi kaybetmemem için ayna karşısında çalışmam gerektiğini ve hatırlayamadığım birkaç şevk verici cümle daha. Hayatımda duyduğum en güzel cümlelerdi bunlar.

O oyun hiç oynanmadı, yaklaşık iki yaz varlık gösteren tiyatro kulübümüz de kısa süre sonra kapandı ama ben alacaklarımı çoktan almıştım.

O günden bugüne çevreye olan duyarlılığımı hiç kaybetmedim ve kendimi bildim bileli sivil toplum örgütleri ilgimi çekti. İlk profesyonel iş deneyimim bir sivil toplum örgütündeydi. Sosyal sorumluluğun önemini bilerek büyüdüm. Topluluk önüne çıkarken, konuşma yaparken içimdeki o küçük kız kendini hatırlattı bana, şevk verdi.

Küçücükken büyük düşünmeye öncü olan o güzel insanların payı var kuşkusuz hayatlarımızda. Ben bu payı hâlâ taşıyorum. Yeteneklere değer veren, değer nedir öğreten, boş zamanı yarara dönüştüren, sosyal sorumluğu aşılayan bu iki güzel insanı, içimdeki çocuğu hâlâ yaşattıkları için bir kez daha saygıyla anıyorum.

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/yetenek-bir-cocugun-kalbinde/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/yetenek-bir-cocugun-kalbinde/" data-text="Yetenek, Bir Çocuğun Kalbinde" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/yetenek-bir-cocugun-kalbinde/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/yetenek-bir-cocugun-kalbinde/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>1980 yılında Ankara’da doğdu. 2002 yılında Anadolu Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nden mezun oldu.</p> <p>Mezuniyetinin ardından Ankara’da telekominikasyon sektöründe faaliyet gösterenbir şirkette İnsan Kaynakları Sorumlusu olarak işe alım ve eğitim<a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/gaye1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-3725" title="gaye" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/gaye1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a> organizasyon görevlerini yürüttü. 2005 yılında Türk Kızılayı Genel Müdürlüğü’nde İşe Alım Uzmanı olarak görev aldı. 2009 yılına kadar sürdürdüğü bu görevde bilişim, uluslararası, mühendislik, sağlık, sosyal hizmet, basın, insan kaynakları, eğitim gibi birçok pozisyona ait seçme yerleştirme sürecini yürüttü.</p> <p>2009 yılında yedi ay süreyle İngiltere Cambridge’de dil eğitimi sertifika programına katıldı. İzgören Akın Eğitim Danışmanlık Firması’nda katıldığı Eğitmen Uzmanlık Programı kapsamında eğitmen olma yolunda ilerliyor.</p> <p>Halihazırda Ankara Üniversitesi İnsan Kaynakları Yönetimi ve Kariyer Danışmanlığı Anabilim Dalı’nda Yüksek Lisans öğrencisi. Yazı yazma, psikoloji, seyahat ilgi alanları arasında yer alıyor.</p>