Ne olur, zaman yok diye çocukların önüne hazır yemek koymayın, dışarından pizza söylemeyin.

Ev yemeğinin kıymetini bilerek, ev yemeğini severek yetişsin çocuklarınız. Akıllarında “ev yemeği güzeldir ama hazırlamak zordur” gibi bir şey de kalmasın hiçbir zaman.

Kalmasın ki ileride o da sizin torununuzu aynı tutkuyla, aynı özenle büyütebilsin.

“Vaktim yok bu akşam yemek yapmaya…” diyorsanız işte size birkaç hızlı tarif:

Karnabaharı ufak ufak doğrayın çabucak. Kuru soğanı zeytinyağında sarartın. Sararmış soğanın içine tatlı toz biber atın, biraz da salça ekleyin. Atın karnabaharı da… Birkaç yemek kaşığı su koyun, kapağını kapatın, suyunu salsın… Ardından da kontrol edin çeksin suyunu. Çatal girecek kadar yumuşayınca üzerine 3-4 yumurta kırın, kaşıkla şöyle bir dürtüp sofraya getirin. Öyle haşlamaya falan gerek yok. Toplam süre: 15 dakika.

Bir bağ ısırganı yıkayıp lavaboya atın, üzerine tuz dökün, elinize de bulaşık eldiveni geçirip iki dakikacık ovalayın iyice. Böylece dalmaz, ısırmaz yani artık. Ardından sap sap bağlayıp kesme tahtasında incecik kıyın. Atın büyük bir kaba, içine iki yumurta kırın, aldığı kadar da un atın. Elinizle yoğurun, iyice özleşsin. Bir yandan da ufak bir tavaya zeytinyağı koyun biraz. Isınınca hamurdan birer çay bardağı dökün içine. İyice yayıp bir tahta kürek ile altüst edin, orta ateşte pişirin. Birkaç kez daha altüst yapın, tamamdır.

250 gr. kıymanın içine orta boy bir kuru soğanı rendeleyin. Sonra da bir dilim ıslanmış kuru ekmek rendeleyin. Bir yumurta sarısı, azıcık tuz, azıcık karabiber, seviyorsanız biraz da kıyılmış maydanoz karıştırıp şekillendirin. Hemen bir tavaya dizin. Üzerine dilim dilim patates, ufak boy kesilmiş havuçlar koyun. Parça parça da tereyağı dilin üzerine, bir çay bardağı da su koyun. Kapağı kapatın. 20 dakikada pişer. 10 dakika hazırlaması, toplam 30 dakika. Yanında bir bardak ayran, bir dilim de esmer ekmekle bundan iyi bir öğün olmaz.

Bir haftasonu oturun, beyaz lahanayı haşlayıp yaprak yaprak ayırın. Kıyma, maydanoz, az salça, pirinç, rendelenmiş kuru soğan ile harç hazırlayın. Buna biraz da su ekleyin ki yumuşacık olsun. Lahanaları sarın. Yarımşar kiloluk paketler yapıp dondurucuya atın. Sıkıştığınızda bunu bir tencere üzerine dizmek, üzerine iki üç yemek kaşığı tereyağı serpmek, bir çay bardağı su eklemek ve pişirmek on dakika. Yanında bir kâse yoğurt ile şahane bir yemek olur.

Üç avuç mercimek yıkayın, yeterince su ekleyip bir adet de kuru soğan ile haşlayın. İyice kaynasın yirmi dakika kadar. İçine havuç atıp 10 dakikada da o şekilde haşlayın.  (Bir adet de patates doğrayın içine.) Kapağı kapatın, helmelensin. 15 dakika sonra tencereye el blenderi sokun, iki dakika parçalayın tamamdır. Ayrı bir tencerede iki yemek kaşığı unu iki yemek kaşığı tereyağı ile sarartın. Rondodan geçirdiğiniz mercimeği de ekleyin buna. İyice pişsin. Bir kâse yoğurt ile ikram edin. Harika bir öğündür.

Patatesleri soyup kalınca dilimler halinde kesin. Üzerlerine fırçayla zeytinyağı sürün, deniz tuzuyla hafifçe ovun. Biraz biberiye ve kimyon serpin. Fırınlayın.

Pırasayı elinize alın, en dış kabuğunu kesip atın. Kalanını ince ince doğrayın, tavada zeytinyağı ile ısıtın. Pırasayı atıp karıştırın biraz, yeşili tam ölmeden üzerine üç yumurta kırın. Kaşıkla şöyle bir dürtün, kapatın. Yanında turşu ile koyun çocukların önüne.

Kuzu kol alın. Dökme demir tavada tereyağı ile iki tarafını kızartın hafifçe. Yanına 4-5 tane beyaz biber koyun. İki üç tane de kuru kayısı ve kuru erik… 10 tane de arpacık soğan dizin. Tavanın dibinden iki parmak yüksekliğe gelene kadar kaynar su ekleyin buna. Kapağı kapatın, en kısık ateşte bir saat pişsin. Yanında salata, esmer ekmek ve ayranla getirin sofraya. Bu biraz uzun sürüyor, kabul ediyorum.

Balıkçıya gidip hamsi ayıklatın. Dizin tavaya, unlamayın hiç, üzerine halka halka soğan, halka halka domates, halka halka limon, az da su ile fırına atın. 20 dakika kafi. Yanında da marul salatası.

Ev makarnasını üç çorba kaşığı tereyağında çevirin. Pembeleşince kaynar suyu üzerini bir parmak geçecek şekilde koyun. Tuzunu da atın, hafifçe silkeleyin. Kapağı kapatıp ocağın en ufak ateşine alın. Göz göz açılınca kapatın altını. 20 dakika hiç açmayın. Telefonun alarmını kurup kendi işlerinizi hallediverin. Makarna çeksin kendini, şişsin iyice bu arada. Sonra ters çevirin bocalama, üzerine eritilmiş tereyağı dökün. Dövülmüş ceviz, elinizle ufaladığınız tulum peyniri ekleyin tamamdır.

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;padding-bottom:7px"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/bu-aksam-yemek-yapmaya-vaktim-yok-diyorsaniz/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/bu-aksam-yemek-yapmaya-vaktim-yok-diyorsaniz/" data-text="Bu Akşam Yemek Yapmaya Vaktim Yok, Diyorsanız" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/bu-aksam-yemek-yapmaya-vaktim-yok-diyorsaniz/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>1997 yılında, çok sevdiği Ege’ye yerleşiyor Pınar Kaftancıoğlu. Önce Kuşadası’nda geçen birkaç yıl, ardından Aydın-Nazilli’de bir doğal kaynak suyu fabrikasını işletme, kızının doğumu, işlerin stresinden bunalıp fabrikayı devretme derken otuzlu yaşlarının sonunda emekliliğini ilan ediyor!</p> <p>Nazilli’de anadan kalma bakımsız araziyle birkaç zeytinliğini ıslah edip şu an yaşadığı çiftlik evini inşa ettirmeye karar veriyor. Komşuların yardımıyla yaylalardaki irili ufaklı araziye çekidüzen veriyor. Tarlalar sürülüyor, köydeki ineklerin dışkılarıyla gübreleme yapılıyor, dağ köylerinden hediye gelen fidanlarla tohumlar ekilip dikiliyor.</p> <p>Ve tarlalarda ilk ürünler çıkmaya başlıyor.</p> <p>“Kızım, İpek artık Milupa’nın ‘organik’ etiketli kavanozlarına mahkûm değildi. Kahvaltı masamızda hepsine isim koyduğum ineklerin sütleri ve o sütlerden yaptırdığım peynirler vardı. Ekmeği marketten almıyor, kendi fırınımda yapıyordum. Yumurtalar bahçenin sağından solundan, çoğu zaman da tavuklarımın folluğa çevirdiği ayakkabılıktan toplanıyordu. Zeytinden ve zeytinyağından bol şeyimiz yoktu. Bahçenin orasında burasında kendiliğinden yetişen otların her birinin bir adı olduğunu ve neredeyse hepsinden enfes yemekler yapıldığını öğreniyordum. Yılladır marketten aldığım kırmızı şeylerin, gerçek bir domates ile alakası olmadığını anladım. Havuçlar, marullar, fasulyeler, börülceler&#8230;”</p> <p>İpek Hanım Çiftliği böyle kuruluyor.</p>