“Vazgeçtim ben kendimi hırpalamaktan, duyarlı olmaktan. Sıkıldım hep başkalarının yerine kendimi koyarak (empati kurarak) onları anlamaya çalışmaktan, onlara iyi davranıp beni üzseler bile görmezlikten gelmekten.”
Bu sözler insanların zaman zaman içine sürüklendiği ruh halini özetliyor; özellikle bireysel gelişim yolculuğundaki birçok kişiyi içine çeken bir girdap adeta.

Öncelikle, duyarlı olmakla empati kurmanın ne anlama geldiğine bakalım.
Empati, karşınızdakini anlamaktır ama onun düşünce ve duygularına katılmak, davranışlarına onay vermek anlamına gelmez.

İncinmemesi için ona katlanmak anlamına ise hiç gelmez.

Sadece onun neden böyle davrandığını anlar ve onu yargılamayız. Hatta onu anladığımız için, karşınızdaki uygun bir ruh hali içinde iken onun tutumuna objektif değerlendirme bile yapabiliriz.
Empati “Ben seni anlayayım sen de beni anla” alışverişi değildir.

Duyarlılığa gelince: Duyarlılık sadece başkalarının duygularını önemsemek, dikkate almak değildir.
Başkalarının duygularını dikkate aldığımız, önemsediğimiz kadar kendi duygularımızı da dikkate aldığımızda duyarlı olduğumuzu söyleyebiliriz.

Başkalarının duygularına hassas olduğu halde kendi duygularını önemsemeyen insanlar başkalarından kendi yaklaşımlarını beklerler ama beklentileri gerçekleşmez. Bu yüzden de öfke duyarlar. Kendilerini duyarlı başkalarını duyarsız kabul ederler. Çok yaygınca içine düşülen bir yanlıştır bu. Karşımızdaki duyarsız olabilir ama bu bizim duyarlı olduğumuz anlamına gelmez. Karşımızdaki saçmalıyor olabilir, bu bizim ona nasıl davranacağımızı belirliyorsa duyarlı olduğumuzdan nasıl bahsedebiliriz ki. Bize iyi davranan insanlara iyi davranmak bizi duyarlı yapmaz, asıl kötü davranan insanlara karşı yaklaşımımız bizim duyarlı olup olmadığımızı belirler. Sorun, başkalarına iyi davranmakta değil, onlara gösterdiğimiz anlayışı kendimize ne kadar gösterdiğimizdedir. Başkalarına ne kadar “iyi” davranırsak davranalım, kendimize iyi davranmıyorsak duyarlı olduğumuzu söyleyemeyiz.
Kendi duygularımızı ve ihtiyaçlarımızı önemsemeden başkalarına “iyi” davranmak bizi paspas, sadece kendi duygu ve ihtiyaçlarımıza odaklanarak kendimize iyi davranmak ise bizi bencil yapar.

Kendi duygularını, kendi ihtiyaçlarını önemsemeyen bir insanı başkaları neden umursasın ki?
Başkaları bize, en fazla kendimize verdiğimiz kadar değer verebilir; en fazla kendimizi umursadığımız kadar umursar.

Bu yaklaşımın altında, kendi değerinin başkaları tarafından onaylanması ihtiyacı yatar.

Şöyle bir düşünün: Bir arkadaşınız sizin her dediğinizi yapıyor, sizin duygularınızı kendi duygularından daha çok önemsiyor, kendi zevkleri için zaman ayırmakta zorlansa bile size saatlerini ayırabiliyor, bir araya geldiğinizde hep sizin istediğiniz şeyler yapılıyor. Özetle; sizin istekleriniz onun isteklerinden daha önemli. Bu durumdan çok hoşnut olabilirsiniz ama bu arkadaşınıza ne kadar değer verebilirsiniz?

Başkalarını kendinden fazla düşünen insanlar bu yaklaşımlarını empati ya da duyarlılıkla açıklasalar bile burada gerçek bir empatiden ve duyarlılıktan bahsedemeyiz. Bu yaklaşımı fedakârlık sözü daha iyi açıklar. Nil Gün’ün sözüyle, yapılan “feda”dan beklenen “kâr” asla gerçekleşmez.

Bu yaklaşımda kendi duygularımızın sorumluluğu üstlenilmemiştir. Birileri bizi üzüyorsa hayatımızı birilerinin insafına terk etmiş olmuyor muyuz?

Bazı durumlarda üzülmeyi tabii ki seçebiliriz ama biliriz ki bu bizim seçimimizdir. Bu yüzden kimseye öfke duymayız.

Empatide beklenti yoktur. Gerçekte sadece karşındakini anlamaya odaklanmanın ne tür bir getirisi olabilir ki? Ama getirisi sizin de anlaşılmanız ise, dönüp kendinize “Ben kendimi anlamak için ne yapıyorum, kendime ne kadar anlayışla yaklaşıyorum?” sorusunu sormak zorundasınız. Bu soruyu sorduğunuzda kendinize anlayışla yaklaşmadığınızı, kendinizle empati kurmadığınızı görürsünüz.

Özetle:
Empati karşınızdaki insana anlayışla yaklaşmak, duyarlılık hem karşınızdakine hem kendinize empatiyle yaklaşmaktır.
Sizin duyarlılık ya da empati olarak algıladığınızı başkaları paspaslık olarak algılıyorsa sorun sizde. Bunu değiştirecek olan da sizsiniz.
Başlangıç için kendi seçimlerinize, kendi fikirlerinize, kendi duygularınıza da değer vermeye, “hayır!” demek istediğinizde “hayır!” demeye ne dersiniz?

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/duyarli-olmak-yorucu-mudur/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/duyarli-olmak-yorucu-mudur/" data-text="Duyarlı Olmak Yorucu mudur?" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/duyarli-olmak-yorucu-mudur/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/duyarli-olmak-yorucu-mudur/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/saim-koc.jpg"><img class=" size-full wp-image-9853 alignleft" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/saim-koc.jpg" alt="saim koc" width="169" height="215" /></a></p> <p>10 Haziran 1946 doğumlu Saim Koç, Ege Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldı. Bir süre gazetecilik yaptı. Değişik yayınlarda ekonomi üzerine yazıları çıktı. Yine aynı alanda konferans ve seminerler verdi.</p> <p>1994 yılından itibaren Nil Gün’le birlikte bireylere ve kurumlara bireysel gelişim eğitimleri vermeye başladı.</p> <p>Aynı yıl yine Nil Gün’le birlikte bireysel gelişim ve psikoloji ağırlıklı kitaplar yayımlayan Kuraldışı Yayınları’nı;</p> <p>1995 yılında araştırma, inceleme ve tarih türlerinde kitaplar yayımlayan Aykırı Yayınlarını;</p> <p>2006 yılında, edebiyat türünde kitaplar yayımlayan Hitkitap’ı kurdu.</p> <p><a href="https://www.kuraldisi.com/bookstore-yayin/bireysel-gelisim/ozsaygi/">Özsaygı – Öncelikler Listende Kaçıncı Sıradasın</a>, <a href="https://www.kuraldisi.com/bookstore-yayin/iletisim-ve-iliskiler/iletisimde-ustalasmak/">İletişimde Ustalaşmak</a> ve <a href="https://www.kuraldisi.com/bookstore-yayin/iletisim-ve-iliskiler/beyaz-atli-kurbagalar/">Beyaz Atlı Kurbağalar</a> adlı kitapların yazarı olan Koç, uzmanlık alanı olan iletişim ve ilişkiler konusunda Koçluk da yapmaktadır.</p> <p>Halen Eğitmenliğinin ve Koçluğunun yanı sıra Aykırı Yayınları ile Hitkitap’ın Yayın Yönetmeliğini de sürdürmektedir.</p>