Ortalık topla, yemek hazırla, temizlik yap, işe git, yorgun argın eve dön, ödevlere yardım et, yemek yap, ortalık topla. Vakit yok. Doğru.

Ama.

Çocuğunuzun sevgi dili oyun. Siz zamanında uyumasını sağlıyorsunuz; özenle akşam yemeğini pişiriyorsunuz; ödevlerine yardımcı oluyorsunuz ve daha milyonlarca minik destekle, görünmez bir ağ gibi çocuğunuzun hayatını rahat bir şekilde sürdürmesini sağlıyorsunuz. Ne yazık ki, görünmez ağların böyle bir özelliği var. Görünmüyorlar. Çocuğunuzun bütün yaptıklarınızı takdir edebilmesi ancak büyüdüğünde veya bunlar kesildiğinde olabilir. Şu anda, maalesef, sevildiğini anlamak için kendisiyle oyun oynanmasına ihtiyacı var.

Çocuklar içlerinde tuttukları korku, öfke, mutsuzluk duygularını oyunla tedavi ederler. Doktorun muayenehanesinde ya da hastanede korku dolu anlar yaşamış bir çocuk, doktorculuk oynadığında güçsüz taraftan güçlü tarafa geçer ve duygularını temizler.

Çocuklar oyun oynarken büyürler, öğrenirler ve sevildiklerini hissederler.

Oyun oynamak büyükler için sıkıcıdır çoğu zaman. Oysa çocuklarla oyun bir yetişkin için de terapi niteliği taşır.

Günlük hayatta, siz öyle hissetmeseniz de çocuğunuz evin en güçsüz kişisidir. Onun adına bütün kararları “büyükler” alır. Büyükler her zaman nerede nasıl davranacağını bilen üstün insanlardır; çocuklarsa sürekli hatalar yapan; yanlış kararlar veren karakterlerdir. Bu his içlerinde öfke ve hayalkırıklığı birikmesine neden olabilir. Bu hissi gidermek için çocuk evin daha küçüğüne eziyet etmek; ona patronluk taslamak veya duygularını böyle kanalize edebileceği bir ortam yoksa içine kapanmak gibi başka yollar seçebilirler.

Oyun bütün bunların en güzel tedavisidir.

İki temel kural var: Bir; oyunu çocuğun yönetmesine izin vereceksiniz. İki; mümkün mertebe temas sağlayan oyunlar oynayacaksınız. Oyuncaklar, legolar kendi zamanında oynaması için çok uygun; ama sizle oynarken sadece ikiniz olmayı tercih edin. (Tabii, son söz çocukta, oyunlarda patron o)

Köyün delisi olmak

Köyün delisi siz olacaksınız.  İçlerindeki enerjiyi dışarı çıkartmak, birebir temas sağlamak ve çocuğun özgüvenini tazelemek için harika bir yöntemdir.

Çocuklar aptal ve kötü karakterleri yenmeye bayılırlar. O yüzden sarsak, cibilliyetsiz ama sürekli kanan bir karakter oluşturacaksınız. Masallardaki hain ama aptal kötü devi düşünün. İşte o çocuk yetiştirmek için harika bir karakter!

Bu karakteri her yaştan çocuk sever. Sadece oyunun yapısı daha basit veya daha kompleks hale gelir. Bu karekteri  içinize sindirin. Hemen her oyunda işe yarayacak.

Ufak grup – 1-3 yaş arası: Doğrudan bir oyunu takip etmekte nispeten zorlanırlar. Ama kendilerinden daha sarsak bir karakter görmeye de bayılırlar. Düşün. Kekeleyin. Çok basit şeyleri karıştırın. Diş macununun ekmek olduğunu iddia edin. Elinize vurmasını isteyin ve vurduğunda çılgınca çığlıklar atın. Ayakkabılarınızı elinize giymeye çalışın. Muzu soymayı bir türlü beceremeyip homurdanın. Onu saklandığı yerde bir türlü bulamayın.  Ne kadar çok kıkırdama elde ettiğinize şaşıracaksınız. Bırakın on beş dakikalığına bile olsa, evin en zekisi o olsun.

Onun yaptığı bir eyleme karşılık ağlayın. Mesela elindekini isteyin, vermediğinde (büyük ihtimalle  ) kendinizi yere atarak abartılı bir şekilde ağlayın. Bundan zevk alması sizi şaşırtmasın, gözyaşlarının bir değişiklik olarak sizden akması yüreğine su serpecek.

Kızlar: Her tür güreş ve yakalama oyunları.

Burada hedef kendi başlarına zor bir durumu geçmeleri. Kapının eşiğinde durup geçilmez ve asla kanmaz bir dev olduğunuzu iddia edin. Onu yakalayacağınızı söyleyin. Defalarca tekrarlanacak olan bu oyunda, her seferinde biraz daha zorlanmasını sağlayın. Sizin yanınızdan kaçmayı başarsın ama her seferinde biraz daha çaba sarfetsin.

Kızınız sizi Barbie veya evcilik gibi oyunlara da yöneltecek. Doğası bu. Bu tip oyunlardan da oynayın. Ama gizli amacınız (sinsi ebeveyn) mümkün mertebe onun  sizin yaratacağınız oyun problemlerini çözmesini sağlamak olsun.

Bu hain deve yakalanmaktan kurtulmak da olabilir, okula gitmek istemeyen utangaç bir Barbie’yi ikna etmek de.

Oğlanlar: Sevgi ve temas içeren oyunlar özellikle önemli.

Benim favorimi söyleyeyim. Anne baba koltukta aralarında mesafe bırakarak oturur. Çocuk ilerde bir noktadan koşarak ortalarına atlar. Anne baba çocuğu “Ben seveceğim, ben öpeceğim” diye bağrışarak çekiştirir.

Veya;

Köyün delisi olarak bu sefer yakalamaya değil, sarılmaya ve öpmeye çalışın. Oğlanın peşinden, “Öpücük istiyorum! Bana öpücük ver!” diye koşturun. Sevgi  konusunda çok istekli olun. Odasının kapısını kapatırsa önünde “Öpücük istiyorum!”,  “Kucak istiyorum!” diye ağlaşın. Bu, oğlanların sevgilerini gösterebilmesi için çok etkili bir oyundur. Hele babanın yapmasının mucizevi bir etkisi vardır.

Genelde aileler, bu tip oyunlarda otoritenin kırılması, karizmanın çizilmesi gibi endişeler taşıyorlar. Aslında tersine işler. Çocuk için en etkileyci olan şey güçlü olanın canı istediğinde her şeyi bırakabileceğini görmesidir.

Daha büyük oğlan çocuklarına bunlar işlemez tabii. Artık tabancalı silahlı oyunlar dünyasına hoşgeldiniz. Bu tip oyunlara sevgi ve iletişim katmak daha zor olsa da, biraz yaratıcıkla mümkündür. Örneğin sevgi tabancası! Ateş yerine öpücük atan bu tabancayla vurulduğunuzda artık ateş edeni öpmek zorundasınız. Size ateş ettiğinde abartılı bir oyunculukla artık onsuz yapamayacağınızı ve onu öpmeniz gerektiğini iddia edin. Olabildiğince sırnaşık ve sevgi delisi bir karakter olun. Odasının kapısını kapatırsa (Oğlanlar mesafe koymaya bayılırlar) kapının önünde ağlaşın. Öpücük istediğinizi iddia edin. Eğer öpücük size çok fazla geliyorsa sarılma olarak da değiştirebilirsiniz.

Çocuğunuzla oyun oynama alışkanlığınız yoksa ve uzun zamandır bir temas problemi yaşıyorsanız, ilk oynamaya başladığınızda gözyaşlarıyla, mutsuzlukla karşılaşabilirsiniz. Sakın geri çekilmeyin. Bu sadece doğru yolda olduğunuzun bir göstergesi.  Çocuğunuzun içinde tuttuğu hüzün, yalnızlık, öfke gibi duygular su yüzüne çıktığında moraliniz bozulmasın. O gözyaşları bittiğinde, temiz ve nefis kahkalar gelecek.

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/kizlara-kanat-oglanlara-kok-ikinci-bolum-oyuncunun-el-kitabi/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/kizlara-kanat-oglanlara-kok-ikinci-bolum-oyuncunun-el-kitabi/" data-text="Kızlara Kanat Oğlanlara Kök -İkinci Bölüm- Oyuncunun El Kitabı" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/kizlara-kanat-oglanlara-kok-ikinci-bolum-oyuncunun-el-kitabi/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/kizlara-kanat-oglanlara-kok-ikinci-bolum-oyuncunun-el-kitabi/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p>Hayatında düşük, planlı bebek, sürpriz bebek yaşamış;<br /> ebeveynlik üzerine okumuş, okumuş <a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/deniz.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-4589" title="deniz" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/deniz-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>ve biraz daha okumuş;<br /> eğitimlere katılmış, denemiş, bazen harika işler başarmış bazen<br /> eline yüzüne bulaştırmış bir anne.</p> <p>Dokuz Eylül Endüstri Mühendisliğinden mezun olmuş, Amerika&#8217;da MBA mastırı yapmış, Citibank&#8217;ta minik lacivert takım elbisesi ile proje yöneticiliği yapmış sonra da hepsini satıp İzmir&#8217;e kaçmış bir kadın.</p> <p>Bahçe tutkunu, tembel, rahat, kitaplara düşkün, araştırmacı geliştirmeci, doğala düşkün bir meraklı taze.</p> <p>Montessori, yoga, çocuk gelişimi, deneysel psikoloji alanında daimi öğrenci.</p> <p>&nbsp;</p>