proaktif-insan-reaktif-insan-i

Biliyorum, üzerinden epey zaman geçti ve konu gündemden düştü ancak bu yazı anlatmak istediklerime uygun bir örnek teşkil ettiği için hatırlanmasında fayda olduğunu düşünüyorum.

Kaldı ki o günden bu yana insanlar aynı hastalıklı düşüncenin kurbanı olmaya devam ediyor.

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, Danimarka’da çizilen bir karikatür Trabzon’daki Santa Maria Kilisesi’nin rahibi Andrea Santora’nın öldürülmesine neden olabiliyor. Acaba çizeri, karikatürü çizerken bunun ne tür bir sonuç yaratacağını öngörebilmiş miydi?

Bir kişinin davranışı binlerce insanı sokağa dökebilecek, hatta bazılarının hayatına mal olabilecek kadar etkili olabiliyor. Gerçekten böyle mi? Gerçekten bir kişi böylesine inanılmaz bir güce sahip mi? O zaman bizim hayatımız nerede? Acaba bize biçilmiş hayatları mı yaşıyoruz?

Tepkisel yaşamaya öylesine koşullanmışız ki binlerce insan, gücünü kendi rızasıyla bir çizerin kalemine terk edebiliyor.

Belki aklınıza “Peki, tepki göstermemiz gereken durumlarda susup oturalım mı?” diye bir düşünce gelebilir. Tabii ki önerim susmak değil, sadece tepki göstermekle tepkiselliğin farklı şeyler olduğunu vurgulamak istiyorum.

Tepkisellikle tepki göstermek birbirinden çok farklı kavramlar. Tepkisellikte nasıl davranacağımızı başkaları belirler. Gücümüzü farkında bile olmadan karşımızdakine veririz. Artık onun insafına kalmışızdır. İsterse bizi maymuna bile çevirebilir.

Tepki gösterdiğimizde ise güç bizdedir, nasıl davranacağımıza biz karar veririz. İstemiyorsak kendimizi maymun etmeyiz.

Bu iki farklı tepki iki farklı insan tipini de ortaya koyar:Tepkisel insan (reaktif) ve Etkisel insan (proaktif).

Bugün maalesef dünya nüfusunun ezici bir çoğunluğu tepkisel insanlardan oluşuyor. Dünyayı daha yaşanılır bir yer haline getirmek istiyorsak, tepkisel insandan etkisel insana doğru bir yolculuğa bugünden çıkmak zorundayız.

Bu iki kavram (etkisel ve tepkisel) aynı zamanda ilkel insanla bilinçli insanı da tanımlar. Bilinçsiz insan kandırılmaya, istismara, kışkırtılmaya açıktır. Düşünceleri ödünçtür, duygularından ve davranışlarından sorumlu olduğunu kabul etmez. Her zaman suçlayacağı ve yargılayacağı birileri vardır.

Kendinizi birilerini suçlarken yakaladığınızda ilkel bir yaklaşım içinde olduğunuzun farkında olun. Suçlamak ve yargılamak sizi aciz kılar. Kendinizi güçsüz ve çaresiz hissedersiniz. Bu bakış açısı içinde sıkıştığınızda çözüm üretemezsiniz. Çünkü başınıza gelen şey her ne ise, onu sizin yaratmadığınızı düşünürsünüz. Çözüm başkalarının elindedir. Onların insafına kalmıştır.

Bu gibi durumlarda genellikle, neden ben, neden benim başıma geldi vb. sorular sorarız. Üzgünüm ama başımıza gelenlerden başkalarını sorumlu tuttuğumuz sürece bu soruların yanıtı da yoktur.

Yapmamız gereken sorumluluğu yüzde yüz üstlenip, şu soruyu sormaktır: Bu durumu nasıl yarattım?

Belki de hep beraber şu soruyu sormalıyız: Toplum olarak bugün içinde bulunduğumuz durum hangi seçimlerimizin ürünü?

Çünkü bugünümüzü dünkü seçimlerimizle yarattık. Yarınımızı da bugünkü seçimlerimiz belirleyecek.

Sanırım bir örnekle ne demek istediğimi daha iyi anlatacağım. Bir randevunuza geciktiğinizi düşünün. Bu sizin için sıkıntılı bir durum yaratıyor. Aklınıza ilk gelen (gerçekte de doğru gibi gözüken ve geç kalmanıza sebep olan) mazeretin arkasına saklanırsınız. Hele İstanbul gibi bir kentte yaşıyorsanız, trafik sıkışıklığı (gerçek neden olmasa bile) makul ve kabul edilebilir bir mazerettir. Ama soruna böyle yaklaştığınız sürece sık sık geç kalma sorununuzu çözemezsiniz. Çünkü İstanbul’un trafik sıkışıklığını sizin çözmeniz mümkün değildir.

Eğer kendinize, “Nasıl geç kaldım?” sorusunu sorarsanız geç kalmanın sorumluluğunu da üstlenmiş olursunuz. Sorunu siz yarattıysanız çözme gücü de sizdedir, yok eğer sorunu başkaları (koşullar ya da başka insanlar) yarattıysa sizin yapabileceğiniz fazla bir şey yoktur. İstemediğiniz durumlara düşmeniz, istemediğiniz hayatı yaşamanız kaçınılmazdır.

Geç kalmanızın sorumluluğunu size hatırlatacak olan “Bu durumu nasıl yarattım?” sorusu, cevabı ortaya çıkarır.

Size, randevunuza tam vaktinde gitmeniz halinde çok büyük bir ikramiye kazanacağınızı söylemiş olsalardı geç kalır mıydınız? Trafik sıkışıklığı size engel olabilir miydi? Bunu hesaba katıp, önleminizi almaz mıydınız?

Özetle, etkisel bir insanın tepkilerini olaylar değil, öngördüğü ya da elde etmek istediği sonuçlar belirler. Kendi değerlerine saldırı olarak algıladığı bir durumla karşılaştığında hem kendisi hem de başkaları için en sağlıklı tepkinin ne olduğunu düşünerek davranır. Hatasını görmesini sağlayacak ve bunu tekrarlamasını önleyecek bir tepki verir.

Tepkisel davranışların birilerinin işine yarayabileceğini ama kendisine ve kendisi gibi davrananlara bir hayır getirmeyeceğini bilir; sağduyuludur.

Tepkisel insan görmediği (büyük bir olasılıkla binlerce insan söz konusu karikatürü görmedi) bir karikatür için bile sokaklara dökülüp konsolosluk basabilir, insanları öldürebilir.

Etkisel insan ise, Batı’da nasıl olup da İslam peygamberinin bir terörist olarak algılandığına odaklanır. Bunda kendi payı olup olmadığını düşünür. Din adına insanları öldürmenin, ibadethaneleri kan gölüne çevirmenin, canlı bomba olarak çocukları ölüme göndermenin hiçbir dinle bağdaşmayacağını bilir. Etkisel insan, göstereceği her tepkide insana ve doğaya olan saygısını gözetir. Her canlıya yaşam hakkı tanır.

proaktif-insan-reaktif-insan-ii

Hepimiz oturup “Bu dünyayı bu hale nasıl getirdik ve onu daha yaşanası bir hale nasıl getirebiliriz?” diye düşünmek zorundayız.

Bundan böyle yaşamınızı ve yaşadığınız toplumu daha doyumlu bir hale getirmek istiyorsanız yapacağınız şey gayet basit: Neden sözcüğünü kullandığınız her durumda NASIL sözcüğünü deneyin ve sonuçlarına bakın.

Aslında size önerdiğim kendi yaşam koçunuz olmanız ve toplumdaki sağlıklı bireyleri çoğaltmanız.

Sağlıklı bir birey şiddet karşıtı, özgürlük yandaşıdır.
Sağlıklı bir birey öldürmez, yaşatır.
Ve sağlıklı bir toplum sağlıklı bireylerden oluşur.

Saim Koç

<div class="social4i" style="height:82px;"> <div class="social4in" style="height:82px;float: left;"> <div class="socialicons s4twitter" style="float:left;margin-right: 10px;"><a href="https://twitter.com/share" data-url="https://dergi.kuraldisi.com/proaktif-insan-reaktif-insan/" data-counturl="https://dergi.kuraldisi.com/proaktif-insan-reaktif-insan/" data-text="Proaktif İnsan, Reaktif İnsan" class="twitter-share-button" data-count="vertical" data-via=""></a></div> <div class="socialicons s4fblike" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="fb-like" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/proaktif-insan-reaktif-insan/" data-send="true" data-layout="box_count" data-width="55" data-height="62" data-show-faces="false"></div> </div> <div class="socialicons s4plusone" style="float:left;margin-right: 10px;"> <div class="g-plusone" data-size="tall" data-href="https://dergi.kuraldisi.com/proaktif-insan-reaktif-insan/"></div> </div> </div> <div style="clear:both"></div> </div> <p><a href="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/saim-koc.jpg"><img class=" size-full wp-image-9853 alignleft" src="https://dergi.kuraldisi.com/wp-content/uploads/sites/4/2016/05/saim-koc.jpg" alt="saim koc" width="169" height="215" /></a></p> <p>10 Haziran 1946 doğumlu Saim Koç, Ege Üniversitesi’nde iktisat eğitimi aldı. Bir süre gazetecilik yaptı. Değişik yayınlarda ekonomi üzerine yazıları çıktı. Yine aynı alanda konferans ve seminerler verdi.</p> <p>1994 yılından itibaren Nil Gün’le birlikte bireylere ve kurumlara bireysel gelişim eğitimleri vermeye başladı.</p> <p>Aynı yıl yine Nil Gün’le birlikte bireysel gelişim ve psikoloji ağırlıklı kitaplar yayımlayan Kuraldışı Yayınları’nı;</p> <p>1995 yılında araştırma, inceleme ve tarih türlerinde kitaplar yayımlayan Aykırı Yayınlarını;</p> <p>2006 yılında, edebiyat türünde kitaplar yayımlayan Hitkitap’ı kurdu.</p> <p><a href="https://www.kuraldisi.com/bookstore-yayin/bireysel-gelisim/ozsaygi/">Özsaygı – Öncelikler Listende Kaçıncı Sıradasın</a>, <a href="https://www.kuraldisi.com/bookstore-yayin/iletisim-ve-iliskiler/iletisimde-ustalasmak/">İletişimde Ustalaşmak</a> ve <a href="https://www.kuraldisi.com/bookstore-yayin/iletisim-ve-iliskiler/beyaz-atli-kurbagalar/">Beyaz Atlı Kurbağalar</a> adlı kitapların yazarı olan Koç, uzmanlık alanı olan iletişim ve ilişkiler konusunda Koçluk da yapmaktadır.</p> <p>Halen Eğitmenliğinin ve Koçluğunun yanı sıra Aykırı Yayınları ile Hitkitap’ın Yayın Yönetmeliğini de sürdürmektedir.</p>